Yaratılış ile Bilim arasında nasıl bir bağlantı vardır?

Evrim Teorisine körü körüne bağlı kalan evrimciler, bilimsel dayanakları olmadığı için, çareyi demagojide bulurlar. En çok başvurdukları demagojilerden biri ise, “yaratılış bir inançtır, bilimin alanına girmez” şeklindeki basmakalıp slogandır. İddialarına göre, evrim bilimsel bir teori, yaratılış ise bir inançtan ibarettir.

Oysa evrimcilerin yegane dayanakları olan bu “evrim bilimdir, yaratılış inançtır” tekerlemesi tamamen yanlış bir bakış açısından kaynaklanır. Bu tekerlemeyi tekrarlayanlar, bilim ile materyalist felsefeyi birbirine karıştırmaktadırlar. Bilimin, mutlaka materyalizmin sınırları içinde kalması gerektiğini, materyalist olmayan hiçbir açıklama yapamayacağını zannetmektedirler. Oysa bugün bilimin kendisi materyalizmi reddetmektedir.

MADDEYİ İNCELEMEK MATERYALİST OLMAK DEĞİLDİR

Konuyu incelemek için önce materyalizmi kısaca tanımlayalım. Materyalizm Eski Yunan’dan beri var olan bir felsefedir ve maddenin yegane varlık olduğu varsayımına dayanır. Materyalist felsefeye göre, madde sonsuzdan beri vardır, sonsuza kadar da var olacaktır. Madde ötesinde başka hiçbir varlık da yine bu felsefeye göre yoktur. Bu bilimsel bir iddia değildir, çünkü deneye ve gözleme tabi tutulamaz. Sadece bir inançtır, bir dogmadır.

Demokritos da günümüz materyalistleri gibi, maddenin ezeli olduğu ve maddeden başka bir varlık bulunmadığı yanılgısına sahipti. Ancak 19. yüzyılda bu dogma bilime karıştırılmış ve hatta bilimin temeli haline getirilmiştir. Oysa bilimin materyalizmi kabul etmek gibi bir zorunluluğu yoktur. Bilim evreni ve doğayı inceler ve herhangi bir felsefi sınırlandırma olmadan sonuçlar çıkarır.

Bu gerçek karşısında bazı materyalistler sıklıkla basit bir kelime oyununa sığınırlar. “Bilim sadece maddeyi inceleyebilir, demek ki maddeci, yani materyalist olmak zorundadır” derler. Evet bilim sadece maddeyi inceler, ama “maddeyi incelemek” ile “materyalist olmak” çok farklı şeylerdir. Çünkü maddeyi incelediğimizde, bu maddede, maddenin kendisi tarafından meydana getirilemeyecek kadar büyük bir bilgi ve tasarım olduğu sonucuna da varabiliriz. Bu bilgi ve tasarımın, kendisini hiç görmesek de, bir zihin tarafından meydana getirildiğini anlayabiliriz.

Örneğin bizden önce bir insanın girip girmediğinden emin olmadığımız bir mağara düşünelim. Bu mağaraya girdiğimizde eğer sadece toz, toprak, taşlar vs. bulursak “bu mağarada sadece gelişigüzel dağılmış maddeler var” diye düşünebiliriz. Ama eğer mağaranın duvarlarında çok büyük bir ustalıkla çizilmiş, göz kamaştırıcı resimler varsa, o halde “bizden önce burada akıllı bir varlık bulunmuş, burada eserler meydana getirmiş” diye düşünürüz. O akıllı varlığı hiç göremeyebiliriz, ama varlığını eserlerinden anlarız.

BİLİM MATERYALİZMİ ÇÜRÜTMÜŞTÜR

Bilim de işte bu örnekteki yöntemle doğayı incelemektedir. Eğer doğada gerçekten sadece maddesel etkenlerle açıklanabilecek bir düzen olsaydı, o zaman bilim materyalizmi onaylayabilirdi. Ama çağdaş bilim, doğada asla maddesel etkenlerle açıklanamayacak bir düzen olduğunu, tüm maddeye hakim bir Yaratıcı tarafından var edilen bir tasarım bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.

Eğer materyalistlerin iddia ettikleri gibi maddenin doğada kendi kendine canlılığı oluşturma gibi bir özelliği olsaydı, bunun laboratuarların kontrollü ortamında çok daha kolay gerçekleştirilebilmesi gerekirdi. Oysa bugün değil canlı hücresi, onun herhangi bir organeli bile laboratuarlarda suni olarak üretilememiştir.

Örneğin tüm gözlem ve deneyler, maddenin kendi kendine hayat oluşturamadığı, dolayısıyla hayatın metafizik bir yaratılıştan kaynaklandığını ispatlamaktadır. Bu yöndeki tüm evrimci deneyler başarısızlıkla sonuçlanmıştır.Asla cansız maddeden canlılık üretilememiştir. Amerikalı evrimci bir biyolog olan Andrew Scott, ünlü New Scientist dergisinde bu konuda şu itirafı yapar:

Biraz madde alın, karıştırın, ısıtın ve bekleyin. Bu, hayatın kökeninin modern versiyonudur. Yerçekimi, elekromanyetizma, zayıf ve güçlü nükleer kuvvetler gibi “temel” güçler gerisini halledecektir… Peki ama bu kolay hikayenin ne kadarı sağlam temellere oturmaktadır ve ne kadarı umuda dayalı spekülasyonlara bağlıdır? Gerçekte, ilk kimyasal maddelerden canlı hücrelere kadar giden aşamaların bütün mekanizmaları ya tartışma konusudur ya da tamamen karanlık içindedir. (Andrew Scott, “Update on Genesis”, New Scientist, cilt. 106, 2 Mayıs 1985, s. 30)

Hayatın kökeni spekülasyon ve tartışmaya dayalıdır çünkü materyalist dogma hayatı maddenin bir ürünü saymaktadır. Oysa bilimsel veriler maddenin böyle bir yeteneği olmadığını göstermektedir. Bu konuda ünlü bir isim, bilime olan katkıları nedeniyle İngiliz hükümetinden “Sir” ünvanı almış astronom ve matematikçi Prof. Fred Hoyle şu yorumu yapıyor:

Eğer gerçekten maddenin içinde, onu yaşama doğru iten bir iç-prensip olsaydı, bunun bir laboratuvarda kolaylıkla gösterilebilmesi gerekirdi. Örneğin bir araştırmacı, ilkel çorbayı temsil eden bir yüzme havuzunu deney için kullanabilirdi. Böyle bir havuzu istediğiniz her türlü cansız kimyasalla doldurun. Ona istediğiniz her türlü gazı pompalayın, ya da üzerine istediğiniz her türlü radyasyonu verin. Bu deneyi bir yıl boyunca sürdürün ve (hayat için gerekli olan) 2000 enzimden kaç tanesinin sentezlendiğini kontrol edin. Ben size cevabı şimdiden vereyim ve böylece bu deneyle zamanınızı harcamayın: Kesinlikle hiçbir şey bulamazsınız, belki oluşacak birkaç amino asit ve diğer basit kimyasal maddeler dışında. (Fred Hoyle, The Intelligent Universe, New York: Holt, Rinehard & Winston, 1983, s. 256)

Aslında materyalizmin çıkmazı daha da büyüktür. Madde, bırakın kendi kendini oluşturmayı, insan bilinciyle birleştiği zaman bile hayat oluşturamamaktadır. Çünkü bugün insanlık, tüm bilgi ve teknoloji birikimine rağmen cansız maddeden hayat üretememektedir.

Burada kısaca özetlediğimiz gerçek, maddenin kendi kendine hiçbir tasarım ve bilgi oluşturamayacağı gerçeğidir. Oysa evrende ve canlılarda, olağanüstü derecede kompleks tasarımlar ve olağanüstü bir bilgi yer almaktadır. Bu da bize, evrendeki ve canlılıktaki bu tasarım ve bilginin, tüm maddeye hakim olan, maddeden önce de var olan, sonsuz bir güç ve akıl sahibi bir Yaratıcı’nın eseri olduğunu gösterir.

Dikkat edilirse, bu tamamen bilimsel bir sonuçtur. Bir “inanç” değil, evrenin ve canlıların gözlemlenmesiyle anlaşılan bir gerçektir. İşte bu yüzden, evrim teorisi savunucularının ortaya attığı “evrim bilimseldir, oysa yaratılış bilimin alanına girmeyen bir inançtır” şeklindeki iddia, yüzeysel bir aldatmacadan ibarettir.

19. yüzyılda materyalizmin bilime bulaştırıldığı, bilimin materyalizmin dogmalarına göre çarpıtıldığı doğrudur. Ama 20. ve 21. yüzyıldaki gelişmeler, bu köhne felsefeyi yerle bir etmiş ve materyalizm tarafından gizlenen yaratılış gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Ünlü Newsweek dergisinin 27 Temmuz 1998 tarihli sayısında kullandığı Science Finds God (Bilim Allah’ı Buluyor) başlığında ifade edildiği gibi, materyalist yanılgıların ardından, bilim, tüm evrenin ve canlıların yaratıcısı olan Allah’ı bulmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir